Kayıtlar

Elma dersem çık, armut dersem çıkma!

Resim
"Farklı ve bir o kadar da bildiğim şeyler var sende. Bir şeyi biliyorum; koleksiyonumun en nadide parçası olabilirsin ve çok büyük bir olasılıkla öylesin. Fakat henüz bundan haberin yok."
"Sanırım artık biliyorum." diye kaygılı bir bakış attı.
"Sanıyorsun."
Başını salladı.
"Devam et." diye mırıldandı.
"Ben seninle daha iyi biri olurum. Zihnime taktığım insan ırkını bile daha güzel görmeye başlayabilirim. Sorularımı azaltmaya çalışırım ama bunun için söz veremem. İnanmayacaksın ama gerçekten mutlu olabilirim, mutluluğu keşfedebilirim, dünyayı seninle fethedebilirim, amacımı bulabilirim." derken duraksadım.
"Dünyayı fethetmek derken... Neyi kastettiğimi anladığına eminim. Ayrıca tüm bunları yapamasam bile sorun değil, değil mi?" "Neden bunları söylüyorsun?" diye kaşlarını çattı.
"Çünkü söylüyorum." diye omuz silktim.
Mimik yoksunluğuyla dik dik bakınca da devam ettim.
"Biliyor musun, insanlar kendilerin…

Devam Etmek

Resim
Bunu düşünüyorum. Her ne hakkında her nasıl şekilde yazarsam yazayım, her neyden bahsedersem edeyim ve yazdıklarım her ne kadar saçma ya da mantıklı olursa olsun şu klavyedeki tuşlara basmayı seviyorum. Sanırım bu aklımdaki düğümleri çözmeme yarıyor. Çoğu zaman neyden bahsedeceğimi bilmeden basmaya başlıyorum. Zaten neyden bahsedeceğimi bilmeden yazdığım için bu kadar karışığım. Ama biliyor musun, karışık olmak o kadar iyi hissettiriyor ki! Çünkü ben karışığım, her şey gibi. Düzenli olmaya hiç ihtiyaç duymuyorum artık. Belki de ne yapacağımı bilmediğim bir zamanın ortasında aslında ne yapacağımı bildiğim için kendimi bir şeylere zorlamayı bıraktım.
Arka binadaki herkese salça olup pencereden bütün gün diğer komşularıyla gıybet yapan kadın sinirime dokunuyor, bütün sinirlerimi uyandırıyor. Alarm yerine onun sesini kullanıyorum. Perdeyi yarım yamalak açıp kızıyorum ama yine de bana gülümsüyor. Sanırım deli. O gülümseme içten bir gülümseme sanıyorsan çok yanılıyorsun. Boş versene, gülüşü…

Dondurucu Fotoğraf

Resim
Merhaba ölüm,
Berbat bir haldesin. Sana söyleyebileceğim çok fazla hiçbir şey var. Beni durduruyorsun. Sürekli kırmızı yanıyorsun. Zamanda yolculuk yaptırabilen bir şeysin, bundan haberin var mıydı? Eminim senin gibi birçok insan bunun farkında bile değil. Ama sen müthiş bir zaman makinesisin. Hayat kokuyorsun, çünkü için dışın yaşam. Geride cansız dokular bırakıyorsun. Bu yüzden sen canlı bir dokusun.
Her yıl aynı günde aynı ana gidiyorum. Biliyorsun, yatağımdan yere çakılana kadar yüz metre düşüyorum ve seni anlamıyorum. Alınma ama anlamadığım şeyleri sevmiyorum. Seni de anlamıyorum. Ya ben çok anlamsızım ya sen çok belirsiz. Zaten senin de sevilecek bir yanın yok. Senden aklımla kaçıyorum. Aklımca değil. Fakat hep burada değilsin ki. Yani tam burada. Tam kaçmayı bıraktığım bir vakitte yağmaya başlıyorsun. Sana yakalanıyorum. Kaçmaya yeltensem belki başarırım ama beni donduruyorsun, 'kal' diyorsun. Ben de saf saf olduğum yerde kalakalıyorum. Kar gibisin. İnsanları bir foto…

Tamirhane - Fotoğraf Sergisi

Resim
Bilgi: 'Tamirhane' isimli bu fotoğraf çalışması, Bitirme Projesi dersi kapsamında tarafımdan hazırlanmış ve üniversitede sergisi yapılmıştır. Fotoğraflar orijinal haliyle aşağıdaki gibidir. Bunu küçük bir blog sergisi gibi düşünebilirsiniz. 














Rağmen

Resim
Geçen gün raflardan birine ulaştım.
Çok da zor değilmiş.


Şimdi ne yapacağım biliyor musun? Bilgisayarımdaki bütün ders notlarını sileceğim. Ama tek tek, zevkle! Söylemesi bile içime büyük bir mutluluk saçıyor. Öyle rahatlayacağım ki. Oh be! Evet, oh be, çok rahatlatıcı. O lanet olası üçüncü köprüyü bir daha geçmek zorunda kalmayacağım. Mideme ağrılar girmeyecek, sabahın körüne koyulan sınavlar yüzünden bütün uykum zehir olmayacak ve ben o lanet yolu saatlerce gitmek zorunda kalmayacağım. Bir şeylerden nefret ediyorum, evet ama nefret ettiğimi sandığım o kadar çok şey varmış ki! Okuldan mesela, nefret ettim ama nefret ettiğim şey kendi endişelerimdi. Sürekli başarısız olma endişesi. Esasında pek başarısız da olmamıştım, hatta kendimden beklemediğim şeyleri bile başardım ama bir türlü kendimi başarılı hissedemedim. Hep bir şeyler eksikti, hep! İçimde sürekli beni yetersiz gören farklı bir insan daha vardı sanki. İçten içe biliyordum doğrusunu ama bir türlü yaptıklarımdan tatminkar olmu…

Çünkü gri.

Resim
İnsan bazı şeyleri ulaşamayacağı raflara yerleştiriyor. Sanırım ben bir sürü şeyi o raflara yerleştirdim. Şimdi de ne kadar çok çabalasam da boyum yetmiyor. Parmak uçlarımda yükseliyorum, boyumun yettiği yere kadar. İşte, dokunmak üzereyim raflara! Tam ulaşacak gibi oluyorum; boyum yetmiyor. Etrafıma bakıp sandalye arıyorum, iki dakika önce tam şurada duran sandalye buharlaştı mı? Yoksa ulaşamayacağım rafların bana kurduğu tuzağa mı çekildi o da? 
Şimdiye dek önüne çıkan bütün zorlukları aştın mı? Peki şimdi neden bu raflara yetişemiyorsun? Çünkü aklın tutuyor seni, çünkü aklın zorlukları sindirip kolaylıkları savuşturdu. Sen de aklına boyun eğdin, o ulaşamayacağın raflara kolayca halledebileceğin şeyleri teker teker yerleştirdin. Yoruldun. Çoktan yoruldun. Son bir güç aramaya çıktın. Ama şimdi ne yaparsan yap hep kırmızı ışık yanıyor. Bazen sarı da yanmıyor değil. Seni heyecanlandıran aptal sarının ardında yeşil ışık yok. Aksi gibi hep o kırmızı! Oysaki siyah, beyaz ve gri olsa çok …

Bedensiz İnsan Birikintisi

Resim
İnsan koleksiyonumu toplamayı bir türlü başaramadım. Ama sanırım artık benim insan koleksiyonum yavaş yavaş oluşmaya başladı. Henüz çok küçük. Fakat nihayetinde insan biriktirmeye başladım. Hem bu koleksiyon öyle cansız cansız yerinde de durmuyor. Konuşuyor, bağırıyor, hata yapıyor ve affediliyor. Affetmeyi öğreniyor. Affetme bilgeliğine erişen her insan daha mutlu, daha az kırılgan olurken daha fazla insan biriktiriyor. Bazen geriye dönüp baktığımda koleksiyonumdan çıkardığım parçalar beni bir boşluğa itip ölüme terk ediyor. O ellere o gücü veren benim! Kendime acımam yok. Belki koleksiyonumdaki her parçayı affedebilirim. Fakat temel parçanın kendisini affetmesi başka bir şey. Hiç pişmanlık duymadığım diğer parçalar ise uykularımda bile durmadan acıtan birer yaraya dönüşüyor. Zira bazen insanlar da zaman gibi durdurulamaz bir acıya dönüşüyor. Fakat bazen koleksiyonumuzdaki en önemli parçalar biz istemesek de bedenin artık can kaybetmesiyle koleksiyonumuzdan çıkar ve yerine iskeleti …